7 Kasım 2015 Cumartesi

1 Kasım'dan sonrası

1 Kasım seçimleri deyim yerindeyse herkesin ters köşeye yatmasıyla sonuç buldu. 7 Haziran'da tek başına iktidarı kaybeden AK Parti, herkesin benzer bir sonuç beklediği 1 Kasım seçimlerinde adeta yeniden ayağa kalktı ve %49.5 oy oranı ve 317 vekille tek başına iktidara geldi.

Şüphesiz cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 1 Kasım'da yaşanan konsolidasyonda etkisi yine büyük. Ancak Davutoğlu da lider olarak ilk sağlam adımını atmış oldu. Bu seçimi iktidar partisine kazandıran en büyük faktör güvenlik politikaları oldu. 2 yıllık barış süreci ardından PKK ile yürütülen askeri mücadele MHP'den AKP'ye ciddi oranda oy taşıdı. Tabi MHP'nin oy kaybetme sebeplerinden biri de genel başkanlarının koalisyon görüşmeleri esnasında her öneriye 'hayır' cevabı vermesi oldu. CHP ise önceki seçimlere göre az bir oy artışıyla durağan bir görünümde kaldı. PKK'nın ve YDG-H kolunun doğu ilçelerinde yarattığı kaos ortamı ve polisle çatışma süreci doğudaki dindar Kürtleri tekrar AKP'ye kaydırdı. Dindar Kürtlerin 7 Haziran'daki gibi HDP'ye oy vermeyip AKP'ye geçmesi beni en büyük şaşırtan durum oldu bu seçimlere dair.

Bu yazıyı yazma maksadım partiler arası oy geçişlerini ve sebeplerini irdelemek değil. Zaten bununla ilgili bir çok yazı yazıldı ve yazılıyor. Bundan sonrasına dair beklentiler ve düşünceler daha önemli.

Öncelikle, 2014 yerel seçimleriyle başlayan seçim maratonumuz bitmiş durumda. Olağanüstü bir hal yaşanmazsa 4 yıl seçim yok. Gezi olaylarıyla tavana çıkan politik hava 17-25 Aralık dosyasıyla, AKP-Cemaat savaşıyla ve art arda 4 seçim ile sosyal alanı tamamen işgal etti. Hem iktidar hem de muhalefet tüm kozlarını kullanarak çarpıştı ve devletin tüm imkanlarını kullanan AK Parti bu mücadeleyi galibiyetle noktaladı. Bu dönemin her iki tarafta da olması gerekenden fazla agresyon yarattığı bir gerçek. Herkesin artık derin bir nefes alıp sakince günlük hayatına devam etmesi şart. Kabul edelim ki tek parti rejimine mahkum olduk.

Gerek kolektif gerek bireysel güçlü bir muhalefet dönemi yaşandı son iki buçuk yılda. AKP'yi sarsan ama deviremeyen. Şimdi biraz sükunet vakti. Lakin kısa ve orta vadede şiddetli muhalefetin muhalif cenaha getireceği hiçbir katkı yok. Davutoğlu seçim akşamı yaptığı konuşmalarda "kaybeden tek bir vatandaşın bile olmaması" üstüne defalarca bastı. Bu vurgunun reel dönüşü ne kadar olur bilemeyiz ama muhalefetin siyasal alanı artık iktidara bağlı, dolayısıyla Erdoğan'a da. Önümüzdeki 4 yılın büyük bir uzlaşma dönemini ummak makul bir davranış. Şayet AKP basına, adil yargıya ve piyasaya müdahalelerini devam ettirirse nihai kertede tüm ülke kaybedecek. Son iki buçuk yılda iktidarın alıştığımız tavrı kesinlikle sürdürülebilir bir model değildir.

Kürt siyaseti ise ne yazık ki tekrar başkanlık mevzusunun esiri olarak rol oynamak durumunda. Kürt sorunu özellikle CHP'nin de desteğiyle seküler tabanda çözüme gidebilecekken tekrar AKP'nin eline düştü. Başkanlık sistemi tartışmasıyla paralel şekilde yürütülebilecek çözüm süreci 2013 Newroz'unda Öcalan'ın dediği gibi 'İslam çatısı' gölgesinde olacak. Bu durumun Demirtaş'ı hareketten tasfiye etmesi veya pasifize etmesi muhtemel.

Öğrencilerin twitter'ı takip etmekten ders çalışamadığı, insanların her gün 'acaba bugün ne olacak?' beklediği, yoğun tartışmaların yaşandığı bir iki buçuk yıllık dönemi geride bıraktık. Şu aşamada artık geriye sakince siyasi aktörleri izlemek kalıyor. Tabi ki muhalif kesimler olarak bir pes etmeden bahsetmiyorum ama panik yerine planlı bir organizasyona ihtiyaç var ve bunun için zaman da var. Bir süre sükunet, dinlenme ve siyaset detoksu yapmak herkes açısından faydalı.










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder