Bu yazıya başlarken öncelikle belirtmem gerekir ki başlıkta belirttiğim 'sol' kelimesi Leninist, Marksist ya da Maocu, ağır sosyalizm veya komünizm kokan bir yapıyı tanımlamıyor. Zaten Türkiye'nin politik demografisine biraz aşina olan biri, belirttiğim kavramların tabanını seçim sonuçlarımıza bakarken ancak mikroskopla gözlemleyebilir. Başlıktaki 'sol', Ecevit'in 'Ortanın Solu' diye tabir ettiği sosyal demokrat CHP'den başlayan, fakat burada bitmeyen, mikroskobik sosyalist fraksiyonlara kadar uzanan bir tanım. "Aman canım CHP de sol parti mi?" veya "Oklarından biri milliyetçilik olan parti sol olabilir mi?" diyenleri duyar gibiyim. Tabi ki milliyetçilik oku tartışılabilir bir kavramdır, bu kavramla solun birleşimine Nazi Partisi'ndeki 'Nasyonalist Sosyalizm' kavramını kullanıp da sahip çıkılması çağ dışı olacağı gibi ayıptır da. Ama politikasını ağırlıklı olarak gelir dağılımının adaletinden ortaya koyan, sınıfsal kavramını üretim basamaklarından algılayan bir partiyi Türkiye'de "sol değil" diye eleştirmek de en az DSİP'in (Devrimci Sosyalist İşçi Partisi) yıllarca AKP'yi 'reformist sol parti' gibi görüp desteklemesi kadar komik. Merkez sol olabilir, ortanın solu olabilir, sol liberal de olabilir ama CHP'yi Türk siyasi haritasında teraziye koyacaksak, elimiz mecbur sol tarafa koyacağız.
'Sol' kavramı üzerine şimdilik mutabakata vardığımızı düşünerek yazının asıl kısmına geçelim. 80 darbesi Türkiye'de tüm siyasi hatlarda derin hasarlar, onarılamaz yaralar bırakmıştır. Fakat solun üzerinden adeta silindirle geçmiştir. 1970'li yıllarda Ecevit'in CHP'sinin halkta yarattığı havayı on yıllarca geri gelmeyecek şekilde dağıtmıştır. CHP'nin yüzde 40'larda gezen oy oranını bir daha bırakın tek başına yakalamasını, tüm soldaki partiler bir arada toplayamamıştır. Önce darbeden günümüze genel seçimlerdeki belli başlı noktaları gösterip, daha sonra tüm solun topladığı oylar üzerinden borsacıların ve finansçıların sıkça kullandığı direnç/destek terimleriyle basit bir teknik analiz yapacağız.
1980 darbesi sonrası ilk seçimler askerin gölgesinde 1983'te yapıldı. Tüm siyasi partilerin kapatılmasından sonra yeni kurulan 3 partinin girdiği bu seçimlerde ANAP uzun yıllar sürecek iktidarına adım atarken CHP'nin varisi diye tanımlayabileceğimiz Halkçı Parti %30.46 oy oranıyla ikinci parti oldu.
1987 seçimlerinde ANAP iktidarına devam ederken, belki de Türkiye'nin gördüğü en kaliteli ve entelektüel siyasi lider Erdal İnönü'nün SHP'si %24.74 oy oranıyla ikinci oldu. Siyasi yasağı sona eren Ecevit'in DSP'si ise %8'in biraz üzerinde oy aldı.
ANAP'ın siyasi sahnedeki liderliğinin sona erdiği 1991 seçimlerinde HADEP ülkedeki Kürt kimlik sorununu önceliğine alan ilk bölgesel parti olarak %4.71 oy aldı. 80 darbesi sonrası CHP'nin ilk girdiği seçim olan 1991 seçimi, Refah Partisi'nin en çok oy alarak milli görüşü ve İslamcılığı ülkede en popüler akım haline getirmişti. Aslına bakarsanız cumhuriyetin on yıllarca bastırıp siyasi çembere sokmadığı Kürt akımı partisini kurup seçime girmiş, yine cumhuriyetin eski fobilerinden İslamcılık, birincilik ile ülkedeki kurucu düzene karşı ilk büyük darbeyi vurmuştur.
1999 seçimlerinin sonuçları ise günümüz iktidarının sık sık andığı 'köhne koalisyon dönemi'ni oluşturmuştur. DSP'nin birinci parti olarak çıktığı seçimlerde tüm sol partilerin toplam oyu %36.88'i bularak darbe sonrası zirvesine ulaşmıştı.
2001 ekonomik krizinin ve uzun yıllar hatırlanacak politik krizlerin gölgesinde girilen 2002 seçimlerinde AKP kökeninin uzandığı milli görüşten kopmuş, sık kullanılan tabirle 'milli görüş gömleğini çıkarmıştı.' Türkiye'ye istikrar, demokrasi ve Avrupa Birliği vadeden dönüşmüş bir parti olarak siyasi sahneye çıktı. Türk entelijensiyasının önde gelen entelektüellerinden tutun da, liberaline, solcusuna, başörtüsü taktığı için üniversiteye alınmamış mağdur kadınlara kadar destek görmüş ve toplumda heyecan yaratmıştı. İki partinin barajı geçtiği seçimde AKP %34.28 ile tek başına iktidar koltuğuna oturmuştu. Solda ise CHP %19.39'luk oy alıp, Kürt Hareketi'nin yeni partisi DEHAP %6.22 oy alıyordu. Yine sosyal demokrat olarak olarak tabir edilebilecek partilerden biri Yeni Türkiye Partisi İsmail Cem'in önderliğinde sadece %1.15'lik oyda kalıyordu.
Ekonomik vaatlerini büyük oranda yerine getiren AKP -Kemal Derviş'in seçim öncesi hazırladığı ekonomik paketin büyük önemini unutmayalım- , çok manidar bir muhtıra ve kutuplaştırıcı cumhuriyet mitinglerinin gölgesinde girdiği seçimde oylarını muazzam oranda artırarak. %46.5'e çıkarmıştı. CHP başta olarak tüm sol partilerin toplam oranı %26.94'ü görmüştü. 2002-2007 arası artan refah ve uluslararası prestij dengeleri değiştirmişti.
Bundan sonraki yıllar ise ülkenin çalkalandığı Balyoz, Ergenekon, KCK gibi toplumsal kitleleri kaygıya sevk eden davalarla geçti. Askeri vesayetle hesaplaşma en büyük politik argümandı. Aslında Türkiye demokrasisinin belki de gerçekten geçirmesi gereken süreçler hukuki intikamlarla ve yargısız infazlarla geçiyordu. AKP seçmenini 2011 seçiminde de konsolide etmişti. 2 kişiden 1'i AKP seçmeniydi.
Son seçim olan 2011 seçiminden bu yana geçtiğimiz süreç ise belkide ülke tarihinin en yoğun politik gündemini içine alıyor. Bir önceki paragrafta bahsettiğim davaların üstüne Şike Davası'nın, muazzam büyüklükteki Gezi Parkı Eylemleri'nin, AKP-Cemaat kavgasının, 17-25 Aralık sürecinin, yayınlanan ses kayıtlarının, yerel seçimlerin ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin, iktidar ve Erdoğan'ın sıkça ortaya koyduğu başkanlık sistemi tartışmasının da gündeme eklendiği sansasyonel bir süreç ülkedeki politik uçları iyice kızdırdı ve toplumda gerilimin tavan yapmasına neden oldu.
Darbe sonrasındaki 35 yılı seçimler üzerinden kısacık özetlerken konudan biraz uzaklaşmış olsak da, olayların hepsinin küçük bir fotoğrafını çekmek yapacağımız analizi daha kapsamlı şekilde görmemizi sağlar.
Yazının asıl amacı ülkemizde sol kanadın büyüklüğü ve şimdilik limitleri. Toplam sol oylarını seçimden seçime bir grafiğe dökeceğiz ve finansçıların piyasa analizlerinde kullandığı klasik direnç/destek noktalarına bakacağız. Kısaca özetlersek 'direnç' üstüne çıkılmakta zorlanan seviyeyi, 'destek' ise altına inmenin zor olacağı alt limit anlamına geliyor. Derin teknik analiz yapılırken tabi ki bunların üstüne Bollinger bantları veya Fibonacci numaralarının başını çektiği bir çok metot daha uygulanıyor. Biz basitçe alt ve üst limitlere bakacağız. Bu limitlerin ise en önemli özelliği kırıldıklarında genel trendin değiştiğini göstermeleri. Elimizde 8 seçim sonucu olduğu için aslında az verimiz var ama aşağı yukarı fikirler vermesi açısından yeterli olacaktır. Aşağıda grafik haline dökülmüş figürde yatay eksen yılları, dikey eksen ise ülkede solun toplam oy oranını gösteriyor.
Kırmızı dalgalı çizgi solun seçimlerdeki toplam oyunu gösteriyor. Siyah çizgiler solun gördüğü alt ve üst limiti gösteriyor. Mavi çizgi ise solun toplam oyunun aritmetik ortalaması olan %31.35'i gösteriyor. Sol şimdiye kadar %36.88 ile %26.94 oranları arasında gezindi.
2015 seçimlerine yaklaşırken CHP güçlü "Milletçe alkışlıyoruz" kampanyasına başladı ve oy oranındaki artmalar anketlere yansıyor. AKP'nin birinci parti olarak çıkması çok doğal ve burada asıl amaç iki partiyi 30'larda buluşturmak olmalıdır. 39-31 denge gibi. HDP ise tarihi bir vizyonla seçimlere ilerliyor. Demirtaş'ın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yakaladığı başarının üstüne CHP'ye göre daha da solda kalan kesimde ciddi bir heyecan yarattığı gerçek. Kürt kimlik sorununu hala önceliğine alıyor fakat bununla kalmayıp bir Türkiye partisi olma iddiası taşıyor. Kürt Hareketi'nin bölgeden dışarı attığı ilk ciddi adım sayılabilir. Bağımsız adaylarla meclise girdikleri dönemin sonunda ilk kez parti olarak seçime girecekler. En büyük handikapları ise İmralı'nın etkisinde politika yapmaları. Ayrıca 'çözüm süreci' konusunda Kürt halkının meşru sorunlarına çözümünün sürecini doğal olarak iktidar partisi AKP ile yürütmeleri. AKP'nin öne koyduğu başkanlık sistemine CHP-MHP aksine destek verebilecek olması seçmenin kafasını karıştırıyor. (Her ne kadar Demirtaş "Seni başkan yaptırmayacağız" demiş olsa da, İmralı ile yapılabilecek bir mutabakat sonucu bu sözün bir anlamı kalmayacağını düşünen insan sayısı ben de dahil olarak az değil).
Biz yine asıl konumuza dönecek olursak şuan solun seçimlerde alacağı oy üst limit olan 37'nin birazcık üstüne çıkmış durumda. İki partiyi yan yana koymanın hala çok zor olduğu bir politik düzlemde olduğumuz çok açık fakat başta belirttiğim sağ-sol dengesini gözetirken bunu yapmak abesle iştigal değil. Aynı sağ kanatta MHP ile AKP'nin arasındaki fark olmasına rağmen ikisinin de sağda olduğunu unutmamak gibi. Eğer CHP birkaç puan daha tırmanıp 30 bandına yakalayacak olursa ve HDP bu oyunu koruyabilirse sol Türkiye'de '37' direncini kırmış olacaktır ve gelecek açısından bence olması gereken merkez sağ-merkez sol dengesinin de kurulmasının yolu açılacaktır. Ülkede politik dengenin oluşmasının Türkiye'yi huzurlu, demokratik ve istikrarlı bir döneme sokacağı kuvvetle muhtemeldir. İktidarın belli bir zümrenin elinde pekişmesi günümüzde görüldüğü gibi iyi sonuçlar doğurmamakta.
37 barajının aşılması Türkiye'de yeni bir döneme işaret edebilir.
Bu arada; sol siyasetin gidişatını neoliberal bir borsacı gibi analiz etmek de bu yazının latifesi olsun.
