28 Temmuz 2015 Salı

Türkiye'nin çok bilinmeyenli denklemi

2011 Arap Baharı'ndan sonra AKP eski çizgisinden farklı bir yöne doğru ilerledi. Davutoğlu'nun da yükseldiği yıllar bundan sonrasına tekabül etti. "Neo-Osmanlıcılık" olarak da adlandırılan bu politika bölgede lider ve 'abi' ülke olmayı, Sünni Müslüman bir blok kurmayı, hatta sınır olarak genişlemeyi bile içeriyordu. Cumhuriyetçi döneme ve ideolojiye misilleme olarak Misak-ı Milli sınırlarına aslında yeni ulaşılacağı anlatılıyor ve muhafazakar medya tarafından da cilalanıyordu. Ama içeride ve dışarıda işler yolunda gitmedi AKP adına. İçeride 7 Şubat MİT olayı, Gezi Parkı Eylemleri, 17/25 Aralık süreci, muazzam boyutta yolsuzluk iddiaları hükumeti yıpratırken, dış politikada ise kurulan anti-Esad tezi Türkiye'yi komşuları arasında bölgede zor duruma soktu.

Tüm bunlar olurken ülkenin en önemli sorunu olan Kürt meselesinde iyi gelişmeler oldu. 2013 Newrozunda Diyarbakır'da Öcalan'ın mesajı okundu. Çok kısa süre önce biten ateşkes dönemi başladı. Burada iktidar ile Kürt hareketini birleştiren unsur Kürt hareketinin sosyalist geçmişine rağmen Öcalan'ın mesajında belirttiği 'Ortak İslam çatısı' idi bence. Kürt hareketi içerisindeki sosyalist kanat bundan rahatsız olsa da barış uğruna kimse bu tip detayları sorun görmedi. Çözüm süreci söylemi sürerken iktidar deyim yerindeyse 2 yıldır geveledi. Dolmabahçe görüşmesi gibi adımlar atıldığında da bu sefer Cumhurbaşkanı ile eski partisi arasında makas açıldı ve atılan adım pasifize edildi. Çözüm sürecini ve meseleyi tehlikeye iten 7 Haziran seçim döneminde iktidar partisinin kendisi oldu. Mesela hükumetin önemli isimlerinden Akdoğan, "HDP barajı aşarsa çözüm süreci biter" gibi sert ifadelerde bulundu. AKP'nin endişeyle beklediği seçim gerçekleşti ve parti tarihinde ilk kez hükumet kuracak çoğunluğu elde edemedi. HDP yüzde 13 gibi şaşırtıcı yüksek oranda bir oy alıp 'Türkiyelileşme' yolunda önemli adım attı.


Seçimin üzerinden 50 gün geçti. Sonuçlardan sonra ilk bir kaç gün bayram havası esti muhalifler arasında. Optimist muhalefet CHP-MHP-HDP koalisyonu kurulup yolsuzluklar, barajın indirilmesi, iç güvenlik yasasının iptali, hukukta yapılması gereken belli reformlar gibi konularda adımlar atmasını bekledi. Bu sırada AKP'nin MHP ile milliyetçi bir cephe oluşturması da gündemdeydi. Ama bu olsa dahi Erdoğan'ın başkanlık hayali suya düşmüştü ve kesinlikle tedavülden kalkmıştı. En azından genel kanı bu yöndeydi. Şimdi son 50 güne bakıldığında bu yanılgının sebebinin politik hipermetropluk olduğu açık. Buna sebep olan da belki uzun süredir beklenilen AKP yenilgisinin (İktidar olamaması bir yenilgi olarak kabul edilebilir) yarattığı zafer sarhoşluğu diyelim. Bu geçici sarhoşluk dönemine eski CHP milletvekili Aykan Erdemir "Yanlış Bahar" tanımlaması yaptı.[1]

Son 1 hafta ise Türkiye için oldukça acılı geçti. Önce Suruç'taki patlama, daha sonra öldürülen polisler ve askerler toplumu derin bir üzüntüye ve endişeye, ülkeyi ise kaosa sürükledi. Son 1 buçuk yılda IŞİD'e sınırda gösterilen tolerans sonucu dış basının da aktardığı gibi Türkiye cihatçıların lojistik üssü oldu. Özgür Mumcu'ya göre hükumet örgütü hısım olarak görmedi fakat hasım olarak da görmedi.[2] Ayrıca Özgür Suriye Ordusu'na Esad'ı yıkmak için verilen mühimmat desteği örgütün dağılmasıyla dolaylı da olsa IŞİD'in işine geldi. Fakat hükumet bu iddiaları hep yalanladı. Zamanlaması gerçekten de manidar olan Suruç patlaması'ndan sonra bir de benim şahsen anlamsız bulduğum PKK saldırıları sonrası polisler şehit edildi. Cumhurbaşkanı ve geçici hükumetin başındaki isim Davutoğlu yeni bir dönemin başladığını ve Türkiye'nin 1 hafta önceki Türkiye olmadığını açık açık belirtti. Türkiye bir savaş haline geçti. IŞİD'e karşı çok öncelerden atılması gereken adımlar yeni atılmaya başlandı. Operasyonlara başlandığı anda 1000'in üzerinde kişiyi tutuklamanın açıklaması bence olamaz. 'Geç olsun güç olmasın' anlayışı devleti böyle bir coğrafyada çok zora sokar. IŞİD'le beraber PKK hedefleri de vurulmaya başlandı. Hatta benim de inandığım şekliyle IŞİD'den daha çok PKK'ya karşı bir operasyon başladı. PKK'nın saldırıları üzerine ateşkesin bitmesi insanlara hala bu saldırıların sebebinin ne olduğunu sorgulatıyor.

Cumhurbaşkanının başkanlık hayalinin sürmesi için erken seçim olması lazım. AKP artık çözüm sürecinin bittiğini açık şekilde gösterdiğine göre milliyetçi oylara yöneldiği de bir o kadar açık. Burada bir kişinin şahsi menfaatlerinin ülke menfaatinin önüne geçtiği de maalesef aşikar. Burada Kürt hareketindeki güç dengelerindeki dağılım bozukluğu konunun Kürtler açısından en büyük açmazı. HDP yüzde 13 oyla meclise girerken de Demirtaş adeta yükselen bir siyasi figür oldu. PKK saldırılarıyla ilgili de net bir tavır ortaya koymalı. Fakat burada Demirtaş'ı sahneden dışarıya çıkarmak isteyen sadece hükumet tarafı da olmayabilir. Kürt hareketi siyasetle çözüme gidecekse HDP'ye tam temsiliyet vermeli. Eğer PKK HDP'ye bu temsiliyeti vermezse, HDP'nin ülke genelinde kazandığı meşruiyet maalesef yararsızlaşır ve boşa çıkar. O yüzden şuan herkes öncelik olarak savaşmamayı almalı. Türkiye'nin güney sınırlarında Ahrar, IŞİD, ÖSO, El Nusra gibi tehlikeli örgütler varken ve genel olarak coğrafya politik anlamda mayınlıyken; Türkiye'nin Kürt sorununu çözerek dış politika uygulaması kuşkusuz çok bilinmeyenli orta doğu denkleminde en azından önemli bilinmeyeni ortadan kaldırırdı. Ama ne yazık ki tek değil çift tarafta savaş veren bir ülke konumunda şuan Türkiye.

Dış politikada iflasın sonucu savaş oldu. Umalım ki daha kötü olmasın.

Not: Aslında çok tartışılan AKP-CHP koalisyonuna dair bir yazı yazma fikri kafamdaydı ama son olaylardan sonra onu tartışmak lüks olurdu. Biraz geniş bir konu olduğu için de bu yazıya serpiştirmek istemedim.


[1] - Aykan Erdemir - Turkey's False Spring
http://www.nationalinterest.org/feature/turkey%E2%80%99s-false-spring-13438

[2] Özgür Mumcu - Pişkin Dış Politika
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/327979/Piskin_dis_politika.html