21 Ağustos 2015 Cuma

Seçim oyunları ve milli iradeye haksızlık

7 Haziran seçimlerinde HDP'nin barajı geçip, AKP'nin tek başına iktidar kuramaması muhalefet çevrelerinde ilk başlarda sevinç yaratsa da, devamında gerçekleşen beklenmedik olaylar Türkiye'yi seçimler öncesinden çok daha karanlık bir noktaya sürükledi. Daha önceki yazımda[1] anlamsız bulduğum PKK'nın Ceylanpınar'daki ilk saldırısı üzerine operasyon başladı ve Türkiye'nin doğusu 1 ayı aşkın süredir savaşın ortasında. O yazıdan sonraki tarihte PKK yaptığı açıklamayla saldırıyı üstlenmedi.[2] Fakat daha sonra PKK'ya karşı yapılan operasyonlara cevap gecikmedi ve 1 aydır sürekli hale geldi. Açıkça belirtmek gerekir ki, savaş davetini geri çevirmedi PKK. Daveti yapan kadar daveti kabul eden taraf da olanlardan sorumlu. Her iki tarafın da üzerine uzun süredir yoğunlaştığı çözüm sürecini çöpe atmak bu kadar kolay mı, gerçekten anlamak zor. Nuray Mert de 21 Ağustos tarihli yazısında açıkça bunun nedenini sordu.[3] PKK'nın yapması gereken ateşkes ilan edip geri çekilmek. HDP meclise barajı aşıp bu kadar vekil sokmuşken çok dikkatli davranmak gerekir.

Anlaşılan o ki, Erdoğan AKP iktidardan düşünce barış sürecinin partiye oy olarak geri dönüşü olmadığını gördü ve barış sürecini kolayca rafa kaldırdı. Savaşı körükleyen ve milliyetçi söylemini 1 aydır sürdürüyor. Bu haliyle MHP'ye kaçan seçmenini geri alma hesabında. Fakat bu o kadar da kolay olmayabilir. Şayet halk savaş halinden ciddi halde rahatsız. Zaten anket sonuçlarından halkın çözüm sürecine desteğinin yüzde 70 olduğunu biliyoruz. Bu durumda bir sonraki seçime kadar bu hesabın ne kadar tutacağını bilemeyeceğiz.

Yine önceki yazımda HDP-PKK arasındaki güç dengesi karmaşıklığından ve Demirtaş'ın saldırılarla ilgili açıklama yapması gerektiğinden bahsetmiştim.[1] Kendisi de daha sonra yaptığı açıklamalarda HDP ile PKK'nın kesinlikle farklı oluşumlar olduğu ve farklı metodlar izlediğini bildirip, devletin ve PKK'nın ateşkes yapmasını istedi. Bu bence seçmenin iç rahatlığı açısından da önemli oldu. Çünkü bir kısım seçmen HDP-PKK ilişkisinin muğlaklığından rahatsız olabiliyordu. Aslında hangi partiden, görüşten, milletten olursa olsun bu durumda iki taraf var: savaşmak isteyenlerle barış isteyenler. Barış isteyen herkesin sesini gür şekilde çıkarıp olanlara karşı çıkması askeri operasyonların tabanlardaki siyasi fonksiyonunu da zayıflatır. Eskiden şehit cenazelerinde vatan naraları yükselirken artık insanlar ülke yöneticilerine isyan ediyor, ki olması gereken de bu. Unutmamak lazım ki birilerinin iktidar kavgasından dolayı olanlar oluyor.

PKK'ya karşı operasyonlar ve örgütün cevapları devam ederken Doğu ve Güneydoğu'da bazı bölgelerde savaş hali yaşanıyor. Silopi, Lice, Cizre, Varto ve Silvan'da örgütün öz yönetim ilan etmesi ve yollara hendekler kazması üzerine devlet de ilçelere giriş çıkış yasağı koydu. Çatışmanın sivil kayıplara yol açması en üzücü nokta. Devlet orada olağanüstü halde de vatandaşının canını korumayla yükümlü. Durumun ilginç hali o bölgeden meclise girmiş HDP vekilleri de ilçelere girip çıkamıyor. Örgüt bu bağlamda HDP'nin yine elini kolunu bağlamış oldu. Örgütün son 1 ay içindeki faaliyetleri HDP'nin siyasal hamle alanını son derece azalttı. Kuvvetle muhtemel gerçekleşecek erken seçimlerde bu bölgelerde sandık kurmak ve güvenli şekilde seçim yapmak çok zor olacak. Burada seçimin düzgün şekilde yapılamaması nihai kertede kimsenin işine gelmez, geleceği sanılsa bile.

Tüm bu 'oynanan oyunlar' bir yana, koalisyon hala kurulamadı. Aslında iş dünyası ve seçmenler arasında AKP-CHP koalisyonu beklentisi vardı fakat 32 gün süren görüşmeler sonunda bir koalisyon çıkmadı. Üstelik Kılıçdaroğlu AKP'nin koalisyon dahi teklif etmediğini sadece birlikte seçim hükumeti kurmayı teklif ettiğini söyledi. Unutmamak gerekir ki, CHP seçimden bugüne kadar en sorumlu ve uzlaşıcı parti konumundaydı fakat tek başına yapabileceği bir şey yok. Seçim akşamı sonuçlardan sonra bazı AKP'li vekiller halkın kaosu seçtiğini, ekonominin ve siyasal istikrarın bozulacağını söylüyorlardı. Ortalığın savaş yerine dönmesine göz yumup tüm koalisyonlara da set çekerek buna ne yazık ki ön ayak oldular. Türkiye'nin ekonomik ve siyasal anlamda açmazda olduğu bu dönemde cumhurbaşkanı tüm koalisyonlara karşı çıktı. Hatta öyle ki koalisyon kurma görevini iade eden Davutoğlu'ndan sonra görevi teamüle göre Kılıçdaroğlu'na vermesi gerekirken vermiyor. Birkaç gün önce de ülkede yönetim sisteminin fiilen değiştiğini ve anayasanın buna uydurulması gerektiğini söyledi. Bu en hafif tabirle 'sivil darbe'dir.

Aslında ona göre olması gereken kendisi için çalışacak tek başına iktidar AKP hükumeti. Yani seçmen 7 Haziran'da yanlış karar verdi. Kendisi bu 'hatanın' bedelini ağır şekilde halka ödetiyor. 21 Ağustos'ta yaptığı açıklamaya da göre 1 Kasım'da erken seçim var. Yıllardır 'milli irade' diye ortalığı yıkanlar şimdi milli iradenin verdiği mesajı almıyor, hatta milleti suçluyor. Çok yazık ki 6 milyonun üstünde oy almış bir parti de bu sırada yok sayılıyor ve hedef haline getiriliyor. Parti veya siyasi durumu geçin, 6 milyon insanı yok saymaktır bu.

Ben milli iradeye milli irade demem, milli irade benim olmadıkça!



[1] - Sosifi - Türkiye'nin çok bilinmeyenli denklemi http://sosifi.blogspot.com.tr/2015/07/turkiyenin-cok-bilinmeyenli-denklemi.html

[2] - http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/pkkdan-ceylanpinarda-sehit-edilen-polislerle-ilgili-aciklama

[3] - Nuray Mert - Savaş yenilgidir barış istiyoruz http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/349311/Savas_yenilgidir__baris_istiyoruz_.html


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder