7 Haziran 2015 günü Türkiye için genel seçim günü. Son 14 ayda ülkemizde olacak 3. seçim.(Yerel, cumhurbaşkanlığı seçimleri) Politik anlamda aşırı elektrik yüklü ve bir o kadar da yorulmuş durumdayız. Seçimlere girerken genel duruma, alternatiflere ve oluşabilecek durumlara bir göz atalım.
AKP iktidarında 12 yıl bitti, 13.yıl içerisindeyiz. 2002, 2007 ve 2011 seçimlerinde oyunu hep artırarak 3 kere üst üste tek başına iktidar olma başarısı gösteren AKP, özellikle 2011'den sonra anti demokratik tavırlarını artırmaya, kendi dünya görüşünden farklı yaşam tarzlarına karışmaya ve her alanda devletin de enstrümanlarını kullanarak sertleşmeye gitti. Aslında burada bunun sebebinin partinin genel bir duruşu mu olduğu yoksa Başbakan Erdoğan'ın kişisel tercihlerinin güçlü liderliğiyle parti tavrına dönüşmesi mi olduğu önemli. Bu sertlik Gezi ile tavan yaptı. Cemaat-AKP ayrışmasının da en üst düzeye çıkıp 17-25 Aralık olaylarının yaşanmasından sonra pro-aktif paranoyak bir iktidara dönüşüldü. "Dış mihraklar, üst akıllar, paraleller" artık her AKP açıklamasında cirit atıyordu.
AKP artık tamamen kendinden olmayanı yok sayan totaliter bir rejim haline geldi. Yukarıda dediğim gibi AKP bu günlere parti olarak değil, eski başbakan şimdiki cumhurbaşkanı Erdoğan'ın izinde geldi. Cumhurbaşkanlığına seçilip tarafsızlık yeminini ettikten sonra da beklendiği gibi son derece taraflı tavrına devam etti. Başkanlık sistemi ise kendisinin en büyük ideali. Bu ideale bu kadar tutunmasının sebebi erkin ve tüm devlet enstrümanlarının kayıtsız şartsız kendi egemenliğinde olmasını istemesi. Aslında başka bir konjonktürde olsak başkanlık sistemi de gayet tartışılabilir bir durumken, Erdoğan'ın başkanlığını ise tartışacak pek bir şey yok. Erdoğan'ın başkanlığı ülkenin parmaklarının ucunda olan demokrasiyi iyice kaydırıp uzaklaştıracak ve toplumu kalan hukuk, eğitim ve sosyal kırıntılardan da edecektir. Cengiz Çandar'a göre 7 Haziran Seçimi'nde halkın başkanlık konusunda vereceği ön karar Türkiye'yi Orta Doğu bataklığına sürecek ya da en azından kendini koruyacak.[1] Bu durumda ülkede artık bir AKP sorunu değil, Erdoğan sorunu olduğunu söylemek doğru bir tespittir.
CHP ilk kez bu seçimlere güçlü projeleriyle ve sağlam ekonomik kadrosu ile hazırlandı. Seçim kampanyası da çok başarılıydı. Ülkede ne olursa olsun CHP'ye oy vermeyecek (bir kısmı da haklı) ciddi bir çoğunluk var. Ama CHP, alabileceği oy potansiyeline iyi yöneldi. AKP kampanya döneminde kendini bırakıp CHP'nin projelerine cevap vermeye çalıştı. Günlük 40 bin TL elektrik faturası, 700 milyon liralık cam masrafı, 800 milyon liralık güvenlik masrafı olan Ak-Saray'ı savunanlar, CHP'nin 1500 liralık asgari ücret planına "Kaynak nerede?" diye soracak gamsızlık içerisinde bulundular. CHP'nin yıllarca kanayan yarası Kürt sorunu hakkında Kılıçdaroğlu açıkça "Biz mecliste çözmeye hazırız" açıklaması yaptı. Ve "Merkez Türkiye" projesi. CHP'nin bu seçimdeki en önemli projesi. Anadolu'da kurulacak özel yasalara sahip bir bölge ile Türkiye'yi lojistik üs haline getirecek bu proje GSYİH'e doğrudan 140 milyar dolar katkıda bulunacak ve istihdamı artıracak. Bu projenin detaylarına girmeden şunu söyleyebilirim ki; bu projenin ekonomik katkısının yanında asıl önemli olan sosyolojik ve demografik bir dönüşüm yaratabilecek potansiyele sahip olması. İstanbul'un artık kapasitesinin çok zorlandığı çok açık ve Anadolu'da yeni bir merkez bölgenin durağan insan yapısını değiştirebilecek ve daha çoğul bir Anadolu oluşmasına yardımcı olacaktır. Aslında Türkiye'de coğrafi açıdan 3 siyasi blok var; Batıda AKP-CHP, Anadolu'da AKP-MHP, Doğuda AKP-HDP. Bloklar arası oy geçişinin zor olması ülkedeki sosyolojik yapının durağanlığından kaynaklanıyor. İşte "Merkez Türkiye" projesi ekonomik katkısının yanında Anadolu'ya getirebileceği çoğulcu yapıyla da dikkatimi çekiyor. CHP iktidarının olma şansı çok düşük olduğundan ise proje ne yazık ki şimdilik uzak.
MHP bu seçimlerin açık ara en durağan partisi. Duyurabildiği bir program olmadığı gibi, ekonomik projeleri de yok. Zaten "milliyetçiliği" ile yeterince dar bir sosyolojik tabana hitap eden parti, Türkiye'nin en önemli sorunu Kürt Sorunu'na da ontolojik yapısı itibariyle çözüm getirmekten çok uzak. Yine de puanını artıracak olması AKP'den uzaklaşan milliyetçi seçmenin başka alternatifinin bulunmaması.
HDP bu seçimlerin adeta başrol oyuncusu oldu. İlk kez parti olarak seçimlere girecek Kürt Hareketi, artık sadece bölgesinin değil tüm Türkiye'nin partisi olma iddiasında. Şimdiye kadar başarılı da oldu. Barajı aşıp aşmaması çok kritik tabi ki. Seçimlere çok yaklaştığımız bu günlerde HDP'nin barajı aşması ve AKP'nin bırakın ileride referandum yapabilecek 330 vekili bulmayı, tek başına bile iktidar olamayabileceği ciddi bir ihtimal. İktidar çevresi HDP aleyhine hem söylem hem de eylem olarak yapmadığını bırakmıyor. HDP seçmen ve aday skalası aşırı geniş. Solculardan liberallere, dindarlardan sekülere kadar insanlar HDP şemsiyesi altına girmiş durumdalar. Demirtaş'ın hakkını verelim. Adeta yıldız gibi parladı, kısa sürede bir sembol haline geldi. Umarım kendine inananları hayal kırıklığına uğratmaz. Cumhurbaşkanı'nın zırt pırt yaptığı açılış mitingleriyle ilgili olarak "Evde gazoz mu açıyorsunuz, çağırın gelsin" gibi esprileriyle kendi seçmeni olsun olmasın herkesi güldürmeyi başardı. Türkiye'de zaten Kürt sorununun çözümü için Kürtlerin mecliste olması çok doğal, ki artık bu parti kendisi için açıkça "Biz Kürt partisi değiliz, Kürt sorunu gibi bir çok sorunun çözümüne ortak olmak isteyen bir Türkiye partisiyiz" diyebiliyor.
Gelelim HDP'nin barajı aşıp aşmaması konusunda anlaşamayan ulusalcı ve laik kesime. HDP=PKK denklemini kurabilecek kadar sığ olmak veya hala Kürt kimliğini yok sayabilecek kadar faşist olmak çağ dışı. Yılmaz Özdil ile AKP'nin aynı çizgide olduğu bir konunun ne kadar komik olduğu zaten açık. Ahmet Hakan da kendisine gereken cevabı "Ebleh faşist" diyerek verdi zaten.[2] Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde ne kadar parti olursa o kadar iyi, ne kadar farklı ses olursa o kadar iyi, demokrasimiz o kadar güçlü demektir. Ayrıca zamanında İslamcılar, solcular ve Kürtler aşamasın diye konulan barajı Kürtler de aşarsa sistemin zaten yenilenmeye muhtaç olduğu iyice ortaya çıkacaktır. Gezi'de ceberrut devletin neler yapabildiğini gören batılı kesim geçmişte daha ağır şekilde mağdur olmuş kesimle arasındaki köprüleri hızla kurabilmeli.
HDP fobisi ise en çok iktidar çevresinde. Yıllardır CHP ve MHP'nin yaratamadığı panik HDP tarafından yaratılmış durumda. Barajın geçilmesi belki de AKP devrinin sonunu getirebilir. Öyle ki, "HDP'nin barajı geçmesi antidemokratik olur", "HDP barajı geçerse çözüm süreci biter" gibi son derece abes açıklamalar geliyor. Bu AKP'nin çok yol kat ettiği Kürt konusunda yıllardır attığı adımların samimiyetini de sorgulanabilir hale getiriyor.
Seçim inşallah ülkemiz için aydınlık günlerin aracısı olur.
[1] - Cengiz Çandar - 29 Mayıs'tan 7 Haziran'a bakış http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cengiz_candar/29_mayistan_7_hazirana_bakis-1367857
[2] - Ahmet Hakan - Hay HDP kadar baraj dökülsün üzerinize
http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ahmet-hakan_131/hay-hdp-kadar-baraj-dokulsun-ustunuze_29199532
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder